Mektup XIV

Hiç yorum yok
Niçin yaşar insan? Daha ne kadar dayanır bu yabancı bedene? Sebebimiz nedir aslında? Ölümümüzü beklerken tekrarlayan bir döngü içerisine girmişiz. Farklı heyecanlar, zevkler ve fikirler yaratarak ölümü, sonumuzu unutuyormuş gibi yapıyoruz işte. Her şey bir kağıt parçasına bakmak zorunda mı? Küçükken hayaller kuruyoruz, şu olmalıyım bu olmalıyım diye. Bizden böyle olmamızı istiyorlar. Sıradan biri olmamızı. Sonradan oluşturulan kurallara uymalı, aykırı düşünmemeli zira düşünülürse toplum tarafından hor görülebileceğimizi, fikirlerimizin önemsenmeyeceğini ve hatta ciddiye bile alınmayacağımızı küçük yaşta bize öğretiyorlar. Şu an hayat nasıl diye sorarsan gayet kötü candostum, gayet kötü. İnsanlar üzüntülerini ehemmiyetsiz konulara ayırıyor. Teknolojisiz yaşayamaz olmuşuz. Hepimiz modern dünyanın aşığı ve hatta kölesi olmuşuz. Hepimizin başı yerde, birisi bile artık çevresine bakıp, bir kez olsun kendinden başkasını düşünmez halde. Çaresiziz. En kötüsü ise alışıyoruz artık buna. Elden gidiyor zaman. İnsanlar sahte yüzleriyle dolaşıyorlar. Popülarite, ün, para o kadar önemli olmuş ki günümüz insanı için olmayacak şeyler oluyor. İnsanlar ölüyor bu yüzden, insanlar. İnsanlar birbirlerini kırıyor, aşağılıyor ve üzüyor. Ne gerek var sorarım size? Ne gerek var üzüntüye sebep olmaya? İnsanları neden yargılar insan? Neden düşünmez dostunu? Neden sevmez birini, bir şeyi? Neden önemli olmayan işlerle meşgul eder kendini? Neden konuşmak için konuşur? Neden önem veriyormuş gibi konuşuyorsunuz? Neden sahte samimiyet dağıtıyorsınız etrafa? Neden ayırır insan, insanı? Nedir bu farklılık? Nedir bu hiç bitmek bilmeyen kin, öfke, hırs, ego? Yetmedi mi artık bu kadar zulüm?

Yolumuzun sonu hep bir pişmanlık, olmuyor böyle, üzülüyoruz.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder